Biyografi Yazma Nedir? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından İnceleme
İstanbul’da bir gün, sabah işe gitmek için otobüse bindiğimde, yanı başımda yaşanan bir sohbeti dinledim. İki kişi, bir ünlü hakkında konuşuyordu. Biri, bu kişinin biyografisinin eksik olduğunu, daha fazla kadından, daha fazla farklı ırktan, daha fazla toplumsal kesimden insandan bahsedilmesi gerektiğini söylüyordu. Diğeri ise “ama bu kişi zaten ünlü, bu kadar büyük başarıları var, geçmişi önemli değil” diyordu. O an düşündüm: Biyografi yazma nedir? Bu yazılar aslında kimlerin sesini duyuruyor, kimlerin hayatına ışık tutuyor? Gerçekten herkesin hikâyesi eşit derecede anlatılıyor mu?
Biyografi Yazma ve Toplumsal Cinsiyet
Biyografi yazmanın en temel yönlerinden biri, bir insanın hayatını anlatmak, onun başarılarını, zorluklarını, dönüm noktalarını ve hayatına dair diğer önemli anları belgelemektir. Ancak, toplumsal cinsiyet bağlamında bu yazım süreçlerinde genellikle kadınların hikâyeleri göz ardı ediliyor. Günümüzde biyografiler çoğu zaman erkek figürler üzerinden şekilleniyor. Hele bir de konu başarı, güç ya da liderlik olduğunda, biyografik eserlerin büyük çoğunluğunda erkeklerin hikâyeleri daha fazla yer buluyor.
Sokakta yürürken, toplu taşıma araçlarında, bazen ofiste de karşıma çıkıyor. Kadınların çoğu zaman tarihteki “görünmeyen” kahramanlar oldukları bir gerçek. Örneğin, sosyal hizmetlerde çalışan bir arkadaşım, kadınların hayatlarını anlatan kitapların, filmlerin, biyografilerin sayısının giderek arttığını ancak bu hikâyelerin çoğunun hala “yardımcı” rolünde olduklarını söylüyor. Biyografi yazma sürecine toplumsal cinsiyet perspektifinden bakıldığında, kadınların kendi başlarına yazılacak bir biyografiye sahip olmaları pek de yaygın değil.
Çeşitlilik ve Biyografi Yazma
Birçok biyografi, belirli bir kültürden, etnik gruptan veya sosyal sınıftan gelen kişilerin hikâyelerine odaklanıyor. Çeşitlilik, biyografi yazımında da eksik kalıyor. Bir biyografi genellikle “başarıyı” tanımlarken, çoğu zaman toplumsal ve kültürel çeşitliliği görmezden geliyor. Şehirdeki farklı semtlerde yürürken ya da sokakta biriyle konuşurken, bazen insanların kökenleri, yaşadıkları mahalleler, aldıkları eğitim ve benzer faktörler onları biyografilerde “görünür” kılabiliyor ya da gizli tutabiliyor.
Bir gün toplu taşıma aracında, alt sınıftan gelen bir kadının arkadaşına anlattığına şahit oldum. “Bir dergiye fotoğrafımı koymuşlar, dedim ki, ‘bunu kimse göremez, ben sadece kendi dünyamda mutluyum’” demişti. O anda düşündüm: Bu kadın, kendi biyografisinin tam anlamıyla görünür olamayacağını düşünüyor, ama belki de o, yazılacak önemli bir biyografinin tam ortasında. Çeşitlilik dediğimizde, bazen herkesin sesinin duyulması zorlaşıyor. Özellikle maddi durumu, sosyal statüsü ya da etnik kökeni “farklı” olan kişiler, biyografilerde yer bulmakta zorlanıyor.
Sosyal Adalet ve Biyografi Yazma
Sosyal adalet perspektifinden baktığımızda, biyografi yazma sürecinin daha adil ve kapsayıcı olması gerektiğini görüyoruz. Geçmişte ve hatta günümüzde bile, biyografiler çoğunlukla toplumun “elit” kesimlerine ait kişileri merkeze alıyor. Bu, bir anlamda sosyal adaletsizlik yaratıyor. Çünkü hikâyesi anlatılmayan, yaşadığı zorlukları yazıya dökülmeyen insanlar, toplumda daha da görünmeyen hale geliyor.
Sivil toplumda çalışırken karşılaştığım farklı gruplardan birçok kişi, kendi hikâyelerinin anlatılmadığından yakınır. Mesela, engelli bireylerin, LGBTİ+ bireylerinin ve göçmenlerin biyografilerinde sıklıkla eksiklikler olduğunu görüyorum. Herkesin biyografisi eşit şekilde yazılmadığında, sosyal adaletin sağlanması mümkün olmuyor. Bu, bir şekilde kişilerin kendilerini ifade etme biçimlerini etkiliyor. Onlar da bir gün kendi hayat hikâyelerinin yazılmasını istiyorlar, ancak toplumsal yapılar, bazen buna engel oluyor.
Toplumsal Değişimin Etkisi
İstanbul gibi büyük ve kozmopolit bir şehirde, her gün sokakta farklı hayatları gözlemlemek çok öğretici. Bir gün bir kafede bir grup genç insan sohbet ediyordu. Konuları biyografik anlatılar üzerineydi. “Neden sadece başarılı insanları yazıyoruz?” diyen bir genç, toplumda daha “normal” diye adlandırılabilecek insanların hayatlarının da değerli olduğunu söyledi. Bu sohbet, beni düşündürmeye itti. Biyografi yazma, sadece bir kişinin hayatını anlatmak değil; o kişinin toplum içindeki yerini, tarihsel ve kültürel bağlamdaki rolünü de anlamaktır. Başarı kavramı herkes için aynı değil. Kimisi için başarı, çok büyük bir iş kurmakken, kimisi içinse zor bir yaşam koşulunu aşmak olabilir. Bir biyografi, sadece başarıyı değil, aynı zamanda o başarının ne kadar zorlu bir yolculuk olduğunu da anlatmalıdır.
Sonuç: Biyografi Yazma ve Gelecek
Toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet bağlamında biyografi yazma süreci, şu anda çok eksik ve dar bir çerçevede kalmış olabilir. Ama sokakta, iş yerinde, toplu taşımada duyduğum sesler ve gözlemlerim, bu sürecin değişmeye başladığını gösteriyor. Artık daha fazla ses var, daha fazla hikâye anlatılıyor. Toplum olarak, biyografi yazma sürecini çeşitlendirmek, sadece elitlerin değil, farklı geçmişlere sahip insanların da kendilerini ifade etmelerine olanak tanımak, daha kapsayıcı bir toplum yaratmak adına önemli. Belki de biyografi yazma, gelecekte toplumsal adaletin sağlanmasında önemli bir araç olacak. Kim bilir, belki de bir gün, herkesin hikâyesi eşit derecede değerli olacak ve o zaman biyografi yazma, sadece büyük başarıları değil, aynı zamanda zorlayıcı yaşam koşullarını da kutlayacak.